Ortadoğu yeniden alev aldı. Bir yanda nükleer silah iddialarıyla Batı’nın hedef tahtasına oturtulan İran, diğer yanda Filistin meselesi üzerinden uluslararası meşruiyet arayışını sürdüren İsrail. Ve bu iki ülke artık sadece diplomatik düzlemde değil, doğrudan askeri çatışma zemininde karşı karşıya. Peki, bu savaş gerçekten spontane mi? Yoksa perde arkasında uzun yıllardır şekillenen bir projenin, Büyük Ortadoğu Projesi’nin (BOP) kaçınılmaz sonucu mu?
Projenin Ruhuna Uygun Bir Savaş
BOP’un temel mantığı, Ortadoğu’daki mevcut statükoyu değiştirmekti. Sınırların yeniden çizilmesi, rejimlerin dönüştürülmesi ve enerji yollarının kontrol altına alınması bu planın ana unsurlarıydı. 2003’te Irak’ın işgaliyle başlayan süreç, Suriye iç savaşıyla derinleşti. Ardından Libya’da rejim değişikliği geldi. Şimdi sıra İran mı?
İran-İsrail çatışmasının yaratacağı kaos, yalnızca iki ülkeyi değil, tüm bölgeyi sarsacak. Lübnan’daki Hizbullah, Yemen’deki Husiler, Irak’taki Şii milisler, Körfez ülkeleri, hatta Türkiye ve Rusya bile bu savaşın doğrudan ya da dolaylı aktörleri haline gelebilir. Bu da tam olarak BOP’un hedeflediği kontrollü kaos stratejisine hizmet ediyor.
İsrail’in Stratejik Zamanlaması
İsrail için İran bir “varoluşsal tehdit.” Ancak bu tehdidin boyutları ve zamanlaması da sorgulanmalı. İç siyasette zor günler geçiren İsrail hükümetleri için dış tehdit, birliği sağlayan klasik bir araçtır. Aynı şekilde Batı’nın İran’ı izole etme çabası da bu savaşla yeni bir boyut kazanıyor. İran’ın nükleer silah geliştirme iddiaları, bu müdahaleyi “meşrulaştıran” bir zemin sunuyor.
İran’ın Hesabı Ne?
İran, yıllardır çevresinde kurduğu milis ağlarıyla bölgeyi etki altına almaya çalışıyor. Ancak bu ağlar, artık İsrail’in birinci hedefi haline geldi. İran’ın Suriye’deki varlığı, Irak’taki nüfuzu ve Lübnan’daki Hizbullah desteği ciddi şekilde zayıflıyor. Yani İran, bölgede adım adım kuşatılıyor. Bu savaş, aynı zamanda Tahran için bir “hayatta kalma savaşı” haline dönüşebilir.
Türkiye Ne Yapmalı?
Ankara, geçmişte “BOP Eşbaşkanıyım” söylemiyle eleştirilerin odağı olmuştu. Ancak son yıllarda çok boyutlu dış politika izlemeye çalışarak Batı ile Doğu arasında denge kurmaya çabalıyor. İran-İsrail savaşı, Türkiye için ciddi riskler barındırıyor. Sınır güvenliği, mülteci dalgaları, enerji hatları ve mezhepsel gerginlikler Türkiye’yi doğrudan etkileyebilir. Bu nedenle Ankara’nın krizi büyümeden arabulucu rolüne soyunması sadece bölge barışı için değil, kendi güvenliği için de hayati önemde.
Sonuç: Plan mı, Tesadüf mü?
İran-İsrail savaşı, yüzeyde iki ülke arasındaki derin düşmanlığın bir yansıması gibi görünüyor. Ancak bu savaşın bölgesel etkilerine ve zamanlamasına bakıldığında, akla ister istemez BOP geliyor. Çünkü bu projede, istikrarlı bir Ortadoğu değil; sürekli kontrol altında tutulan, bölünmüş ve zayıf bir Ortadoğu öngörülüyordu. Bugün yaşananlar da bu öngörünün adım adım gerçekleştiğini gösteriyor olabilir.
Unutmayalım: Ortadoğu’da hiçbir savaş sadece askeri değildir. Her top atışı, diplomatik masalarda önceden planlanır. Ve her kriz, birilerinin çıkarına hizmet edecek şekilde kurgulanır. Önemli olan, bizim bu kurgunun neresinde olduğumuzdur: Oyunun içinde mi, yoksa sadece izleyici mi?
GÜNDEM
22 dakika önceYAZARLAR
22 saat önceTEKNOLOJİ
24 saat önceEĞİTİM
24 saat önceSPOR
2 gün önceEĞİTİM
3 gün önceYEREL HABERLER
3 gün önceVeri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.