Toplumun önünde söz söyleyen insanların kullandığı dil, sadece bir cümleden ibaret değildir. O sözler; topluma örnek olur, kutuplaştırır ya da birleştirir, nefret üretir ya da vicdanı büyütür. İşte bu yüzden son günlerde bir milletvekilinin köpekler için kullandığı “it” ifadesi kamuoyunda büyük tepki topladı.
Çünkü mesele yalnızca bir kelime meselesi değildir. Bir canlıyı aşağılayıcı bir dille tanımlamak, toplumdaki merhamet duygusunu aşındırır. Sokakta yaşayan hayvanlarla ilgili sorunlar elbette konuşulmalı, çözüm yolları aranmalıdır. Ancak bunu yaparken öfke diliyle hareket etmek, canlıları hedef göstermek ve toplumu sert kamplara ayırmak çözüm değil, daha büyük bir vicdan krizidir.
Hayvan hakları bugün dünyanın birçok ülkesinde temel etik meselelerden biri olarak görülüyor. Çünkü insanlık, yalnızca güçlü olana değil; güçsüz, sessiz ve savunmasız olana nasıl davrandığıyla ölçülür. Açlıkla, susuzlukla ve şiddetle mücadele eden sokak hayvanlarına yönelik nefret dili ise toplumun vicdanında derin yaralar açıyor.
Üstelik unutulmaması gereken bir başka gerçek daha var: Çocuklar bu dili duyuyor. Gençler bu üslubu örnek alıyor. Siyasetin kullandığı sert ve aşağılayıcı söylemler zamanla gündelik hayatın normaline dönüşüyor. Bugün hayvana karşı kurulan sert dil, yarın insana karşı da kolayca kurulabiliyor.
Oysa bu toplumun kültüründe merhamet vardır. Kapısının önüne bir tas su koyan, kış günü bir canı doyurmaya çalışan insanların ülkesi burasıdır. Sorunların çözümü nefrette değil; akılda, vicdanda ve sorumlulukta aranmalıdır.
Çünkü bir canlıyı küçümseyen dil, aslında insanlığın kendi vicdanını küçültür.
YAZARLAR
Az önceTEKNOLOJİ
Az önceEĞİTİM
Az önceSPOR
23 saat önceEĞİTİM
2 gün önceYEREL HABERLER
2 gün önceGÜNDEM
2 gün önceVeri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.